blog

Çocuklarda İshal

Dr. Ramazan SOYLAR - 03.10.2017

Çocukluk çağında ishal, normal dışkılama düzeninin bozulması, fazla sayıda ve sıvı özellikte dışkı yapma olarak tanımlanır. Genellikle virüsler etken olup Rota virüs önemli bir ajandır. Hastada su kaybı sebebiyle özellikle küçük yaş grubu çocuklarda ciddi tıbbi durumlara neden olabilmektedir. Bu nedenle ağızdan sıvı alımının desteklenmesi çok önemlidir. İshalin ısrarla devam etmesi, kilo kaybının ve muayenede eşlik eden başka bulguların olması hastayı ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirir. Muayenehanemde ishalli çocuk takibi yapılmakta ve Rota virüs aşısı ağız yoluyla uygulanmaktadır.


Diğer Yazılar

Çocuklukta Soğuk Algınlığı Ve Grip

Çocukluk döneminde soğuk algınlığı ve grip çok sık görülen ve sağlık merkezlerine başvuruların çoğunu oluşturan hastalık halleridir. Her iki durum da viral dediğimiz antibiyotik kullanımı gerektirmeyen hastalıklardır. Çoğunlukla kendiliğinden iyileşebilen bu hastalıklar hem çocuklarımızın hem de ebeveynler olarak bizlerin yaşam kalitesini yeterince bozmaktadır. Vücut direnci ne kadar güçlü ise bu hastalıkları yenebilmek o kadar kolay olmaktadır. O yüzden çocuğun yaşı ne kadar küçükse özellikle de iki yaşından küçük çocuklarda daha ağır geçirilebilmektedir. Bu yaş grubu çocuklarda hastalık seyrinde orta kulak iltihabı, zatürre, bronşit, kilo kaybı, ciddi iştahsızlık gibi ilave tıbbi sorunlar da yaşanmaktadır. Soğuk algınlığı ile grip klinik olarak iki farklı seyir göstermektedir. Soğuk algınlığında çocuklar genellikle hareketli olup günlük yaşantılarına devam ederler. Gripte ise yüksek ateş, belirgin halsizlik, kas ağrıları, iştahsızlık gibi bulgulara rastlanmaktadır. Çocuğun yaşı, hastalık seyri, bulgulara göre hastalık takibi ve tedavisi düzenlenmektedir. Vücut direncini arttıran yiyecekler çok önemlidir. Bunlar arasında özellikle C vitamini içeren portakal, mandalina, greyfurt, yeşil renkli sebzeler önemli yer tutmaktadır. Hasta çocuğun bulunduğu ortam bolca havalandırılmalı, mümkünse bol güneş görmeli, bol su ve sulu gıdalar verilmelidir. Bulaşı önlemek için el yıkamak ta çok önemlidir. Sık sık el yıkamaya özen gösterilmelidir. Sağlıklı beslenmek yani doğal, temiz, organik gıdalar tüketmek te çok önemlidir. Vücut direnci tüm bunlara rağmen bazen yetersiz kalmakta ve hastalıklar oluşmaktadır. Böylece vücut yıpranmaktadır. Bu nedenle çocukluk aşıları da hastalıklardan korunmak için çok önemlidir. Grip aşısı bu yönüyle çocuklarımıza uygulanmalıdır. Özellikle evde okula giden kardeş varsa, anne ve baba sağlık personeli ya da öğretmense, çocukta sık geçirilen bronşit, alerjik hastalık, astım, şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi durumlar mevcutsa, kış aylarında sık sık hastalanıyor ve orta kulak iltihabı geçiriyorsa grip aşısı yapılmalıdır. Grip aşıları ilk defa yapılacaksa iki doz şeklinde uygulanmakta olup sonra ki yıllarda da Eylül ayından itibaren her yıl tekrarlanmalıdır. Soğuk algınlığı ve grip hakkında çocuklarımızı eğitmeliyiz. Okullarda öğretmenlerimiz bu hastalıklar hakkında eğitici ve uyarıcı materyalleri göstermelidirler. El yıkamanın önemini, sağlıklı-doğal-temiz-organik beslenmenin önemi anlatılmalıdır. Hapşırma ve öksürmeleri bir peçeteye yapmalı, avuç içimize yapmamalıyız. Soğuk algınlığı ve gripli olan bir kişi havlu, çatal, kaşık, bardak ve bunların dışında ki kişisel eşyalarını başka kişilerle paylaşmamalıdır. Özellikle hasta olan bireyler iki yaşından küçük bebekler ve 65 yaş üzeri kişilerle mümkün olduğunca temaslı olmamalıdırlar. Kreş, okul ortamları, AVM gibi kapalı alışveriş merkezleri hastalık bulaşında önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle mümkün olduğunca çocuklarımızı açık alanlarda gezdirmeli, temiz hava, bol güneşten istifade ettirmeliyiz.

Devamı

Kardeş Kıskançlığı

Sevgili anneler ve babalar bugün ki yazımızda sizlerle kardeş kıskançlığını konuşmak istiyorum. Hepimiz bu durumu belki kardeşimiz olduğu zaman yaşadık ve o günleri geride kaldığı için çoktan unuttuk. Tamamen normal olan bu süreci travmatik olmadan, doğru ve sorunsuz atlatabilmek çok önemlidir. Bu davranış çocukluk döneminde başlar. Çocuk için önem arzeden durumlarda ortaya çıkan bir duygudur. Çocuklar için önem arzeden bu durumlar oyuncaklar, eşyalar, arkadaşlar, okul döneminde notlar, güçlü olan ve beğenilen fiziksel özellikler olabilir. Bu duygu çocuk için yapıcı bir duygu değildir. Yani çocukları psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Çocuklarda ve yetişkinlerde kıskançlık “bir şeylere sahip olmamak” ile bağlantılı değildir. Yani bir çocuk her şeye sahip olabilir ama yine de kardeşini kıskanabilir. Günümüzde çocuklar arzu edebilecekleri her şeye neredeyse sahiptirler; ama arkadaşlarının sevdikleri bir şeyleri olduğunu gördüklerinde, hemen onları kıskanırlar ve kıskandıkları şeyi isterler. Bu durum kardeşler arasında da geçerlidir. Bahsettiğimiz bu kıskançlık hissini güven, sevgi, saygı ya da öz saygı eksikliği uyandırır. Başka bir deyişle, her zaman diğerlerine göre daha fazla veya daha iyi olmak isteyen çocuklar çoğu zaman böyle davranmazlarsa dinlenmeyeceklerine, sevilmeyeceklerine veya değerli olmayacaklarına inanmaktadırlar. Bu davranıştan çocuğu kurtarmak için öncelikle çocuklarımızı başka çocuklar ile (hatta ikiz kardeşiyle bile) asla karşılaştırma yapmayınız. Onları sevdiğinizi her daim söyleyiniz. Onları bir yetişkin birey gibi dinleyiniz. Parmak sallayarak azarlamayınız ve toplum içinde rencide etmeyiniz. Onların duyguları hakkında mutlaka konuşunuz. Güven duygularını geliştiriniz. Çocuğunuza başkalarının başarılarını anlama ve takdir etme konusunda yardımcı olunuz. Biraz anlayış ve doğru yaklaşımla kıskançlık zaman içinde kaybolmaktadır. Kıskançlık davranışı gösteren çocuğun aynı anda hem sevgi hem de nefret duygularını hissedebileceğini aileler bilmelidir. Yeni kardeşe karşı olan kıskançlık duygusunu dışa vurarak bağırma, bir şeyler atma, tekmeleme gibi davranışlar sergileyebilirler; fakat bu anneyi ve bebeği sevmediği anlamına gelmez. Bu durumda anne gerginliği azaltmalı, yatıştırıcı sevgi gösterileri göstermeli, böylece büyük kardeşin gerçeği görmesine olanak sağlayarak bu davranışların sönmesine yardımcı olacaktır. Yani burada annelere ve babalara büyük görevler düşmektedir. Çocuklarımızı büyütürken kıskançlığa neden olabilecek söylemlerden uzak durmalıyız. Tavır ve davranışlarımızı ona göre düzenlemeliyiz. Çünkü çocuklarımız bizim birer aynamızdır. Bu dönemlerde her şeyi taklit eden çocuklarımız bizlerin de her türlü davranışını gözlemlemekte ve taklit etmektedirler. Bu açıdan sadece kardeş kıskançlığında değil çocuklarımızın gelişim basamaklarının her döneminde tavır ve davranışlarımızda dikkatli olmamız gereklidir. Bunlara rağmen davranışlarında günlük yaşantıyı bozan ve zarar verici durum sergileyen çocuk, bir uzman tarafından değerlendirilmelidir. Çocuğa şiddet gösterme, çocuğu cezalandırmak bu durumu olumsuz yönde etkilemekte ve bizleri çıkmaza sokabilmektedir. Cümlemi tamamlarken hepinize çocuklarımızla birlikte keyifli günler geçirmenizi temenni ediyorum.

Devamı

Çocukluk Döneminde Kabızlık

Çocuklarda kabızlık sık görülen bir durumdur. Hem çocuğu hem de anneyi fiziksel, psikolojik ve sosyal bakımdan sıkıntıya sokmaktadır. Kabızlığın tanınması, aile tarafından fark edilmesi ve hekimin tanı koyma aşamaları önemlidir. Her çocuğun dışkılama düzeni kendine özgüdür. Nasıl biz yetişkinlerin bir dışkılama ritmi varsa her çocuğun da böyle bir ritmi vardır ya da çocuk büyüdükçe bu ritm olacaktır. Çocukların dışkılama düzeni yaşa, beslenmeye, hareketlilik durumuna, çevresel etkenlere (ortam ısısı, mevsim geçişleri vs), ebeveyn baskısına, okulda ki arkadaş ve öğretmen ilişkilerine kadar farklı etmenlerden etkilenmektedir. Çocuğun yaşı bakımından mesela yenidoğan bebekler her emme sonrası dışkılayabilirler. Enteresan bir şekilde bir hafta boyunca hiç dışkı da yapmayabilirler. Tabi ki de bebeğin genel durumu iyi ise, karın şişkinliği, kusma ve huzursuzluğu yok ise ve kilo alımı normal ise bu durum normal sayılmaktadır. Bebeklerin büyüdükçe, ek gıdalara geçildikçe dışkılama kıvamları değişiklik gösterecektir. Okul çağı çocuklarda kabızlıkların büyük nedeni beslenme alışkanlıklarına bağlıdır. Bu arada kabızlık tanımı demek için bir bireyin normalde ki dışkılama düzeninden daha uzun süreli, zorlanarak ve sert kıvamda dışkılama yapması anlaşılmaktadır. O yüzden gün, sayı ve kıvam olarak herkes için sabit bir kabızlık tanımı yoktur. Sinir sistemi ve sindirim sistemi hastalıkları, tiroid bezinin çalışma bozuklukları, hareketsiz bir yaşam, az su tüketmek, katı gıdalar ile beslenmek, alerjik hastalıklar, paraziter enfeksiyonlar, dışarıda tuvaleti gelince tutmak veya ertelemek, psikolojik baskı altında olmak gibi durumlar kabızlığı olan çocuklarda irdelenmelidir. Özellikle tuvalet alışkanlığının kazanılacağı yaşlarda çocuklarımız baskıcı ve zorlayıcı bir tutuma maruz bırakılmamalıdırlar. Bu travmayı çocuklarımıza yaşatmak, sonrasında dışkılama düzeninin yerleştirilmesinde büyük zorluklar yaşanmasına neden olmaktadır. Peki biz ebeveynler olarak neler yapmalıyız? Öncelikle her çocuğun ve her bireyin hepimizde olduğu gibi dışkılama ritmi farklıdır. Bu ritmi öğrenmek gereklidir ki çocuğumuz da kabızlık var mı bilelim. Kabızlık olduğuna karar verdiysek vücuttan kaynaklanan bir hastalık var mı diye çocuk hekimi mutlaka görmelidir. Çocuk hekimi gerekli gördüyse laboratuar tetkikleri yapılmalıdır. Evde çocuğumuz klozette otururken dizleri kalça seviyesinin üzerinde olacak şekilde ayaklarının altına tabure yerleştirilmelidir. Bol su ve lifli gıda alımları önerilmelidir. Lif içeriği fazla gıdalardan tahıllı ekmek, baklagiller, armut, erik, elma, kayısı, sebzelerin tamamı, keten tohumu, kurutulmuş meyveler, ceviz, yoğurt, kefir gibi gıdaların alımı arttırılmalıdır. Okul çağı çocuklarımızı hareketsiz yaşamdan kurtarmalıyız. TV, bilgisayar, telefon karşısında saatlerce kalmalarına engel olmalıyız. Bisiklete binmek, yüzmek, top oynamak, ip atlamak, yürümek, koşmak gibi fiziki aktivitelere yönlendirmeliyiz. Kabızlığı kanlı dışkılama, popoda çatlak ve basur’a (hemoraid) neden olmadan önlemeliyiz. Hekim tarafından ilaç tedavisi önerilecek olursa tedaviye düzenli uyum ve düzenli kontroller başarılı bir sonuca ulaşmak için çok önemlidir. Çocuklarımızın rahat, keyifli dışkılaması onların günlük yaşam kalitesi için çok önemlidir. Onların mutlu olması bizim mutluluğumuzdur. Sağlıklı günler diliyorum.

Devamı

Çocuklarda Sağlıklı Yeme Davranışının Gelişimi

Sevgili anneler; son yıllarda çocuklarımızda sağlıklı bir yeme davranışının erken dönemde gelişimi üzerinde çok durulmaktadır. Dünya üzerinde bazı toplumlar aşırı zayıflık ve büyüme-gelişme geriliği ile mücadele ederken bazı toplumlar da aşırı şişmanlık denilen obezite ile mücadele etmektedir. Bu nedenle dengeli ve sağlıklı beslenmek ve bu alışkanlığın erken dönemde kazanılması hem çocukluk döneminde hem de sonraki yaşantıda sağlıklı bir birey olmak için çok önemlidir. Ailenin sosyal ve ekonomik durumu, çevre koşulları, geleneklerimiz ve göreneklerimiz, yöresel beslenme alışkanlıklarımız sağlıklı yeme davranışının gelişimini etkilemektedir. Çocukluk döneminde büyüme ve gelişme çok hızlı olduğu için sağlıklı beslenmek çok önemlidir. Çocuğun sağlık durumu, gelişimsel özellikleri, davranışları, annenin ve bakım veren kişinin özellikleri, bildikleri ve uygulama şekilleri, yemeğin pişirilme şekli, kokusu ve tat özellikleri, yemek yenilen ortamın uygunluğu gibi etmenler sağlıklı yeme davranışının gelişiminde etkilidir. Bu davranışın en çok geliştiği ve olumlu-olumsuz etkilendiği dönem tamamlayıcı beslenme dediğimiz ek gıdalara geçiş dönemidir. O nedenle ek gıdalara geçiş dönemi mümkün olduğunca sorunsuz atlatılmalı ve profesyonel destek alınmalıdır. Ebeveynler çocuk hekimleri ile sıkı bir işbirliği içinde olmalıdır. İnsan yaşamında en hızlı büyümenin gerçekleştiği bu dönem beslenme açısından ne kadar sorunsuz atlatılırsa sağlıklı yeme davranışı çocuğun yaşantısında normal bir yer edinmiş olur. Ek gıdalara ne erken başlanmalı ne de geç başlanmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü ilk altı ay sadece anne sütü önermekte olup sonrasında tamamlayıcı beslenmeye geçişi önermektedir. Bu dönemde gıdaların sağlıklı hazırlanması, besinlerin çok sulu ve çok yoğun kıvamda hazırlanmaması, pütürlü gıdalara hekim önerisi ile zamanında geçilmesi ve aile sofrasına geçiş zamanının doğru planlanması sağlıklı yeme davranışının gelişimi için önemlidir. Tüm çocuklarımıza sağlıklı ve dengeli beslenme sonrasında sağlıklı bir ömür diliyorum. Sevgilerimle.

Devamı

Bebeklik Döneminde Beslenme

Sevgili anneler, sevgili babalar; bu yazımda bebeklik dönemindeki beslenmeden özellikle de tamamlayıcı beslenme dediğimiz ek gıdalara geçiş döneminden bahsedeceğim. Sağlıklı ve zamanında doğan bebeklerin, annede beslenme yetersizliği yoksa, ilk altı ay tek başına anne sütü ile beslenmesi, protein, birçok vitamin ve mineral gereksinimini karşılamada yeterlidir. Altı ayda sonra anne sütü bebeğin ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz. Halk arasında ek gıdaya geçiş dönemi dediğimiz tamamlayıcı beslenme dönemi ebeveynler için zorlu bir dönemdir. Geleneksel yaklaşımlar bu dönemde belirgin rol oynamaktadır. Bu nedenle aile büyüklerinin de bilgilendirilmesi gerekmektedir. Tamamlayıcı beslenme dönemi, bebeklerin iki yaşını tamamlayana kadar devam eden bir süreçtir. Bu dönemde protein, yağ, karbohidrat, vitamin ve mineraller denge halinde verilmelidir. Bu dengeli beslenme süreci hızlı büyüyen bebekte özellikle de ilk yaş içinde hızlı büyüyen beyin için çok çok önemlidir. Omegayağ asitleri de(balık yağları) mutlaka bebek beslenmesinde yer almalıdır. Tamamlayıcı beslenme dönemi, bebeklerin yaşamlarının ileri dönemlerindeki besin seçimlerini ve yeme davranışlarını etkileyebileceğinden, hem aile hem de bebekler için son derece önemlidir. Ayrıca tüm yaşamı boyunca devam edecek olan barsak sistemindeki yararlı mikrop florasının gelişimi içinde önemlidir. Tamamlayıcı beslenmeye başlanmasının doğru zamanlaması ve hangi besinin ne zaman verileceği, bebeğin nöromotor gelişimi ve besin isteği ile ilişkili olmalıdır. Bebeklerin yeni tatları tercih etme ve kabul etme istekleri dördüncü aydan sonra başlar. Hatta bebeklerin tat tercihleri annenin gebelik dönemindeki beslenme şekli ve besin çeşitliliğinin fazla olmasından da direkt olarak etkilenmektedir. Tamamlayıcı beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalar, ne zaman başlanması gerekeceği, beslenme içeriğinin neler olması gerektiği, nasıl uygulanması gerektiği gibi noktalar ebeveyn ile hekimin beraber değerlendirmesi gereken önemli bölümlerdir. Bebeğe bakmakla görevli olan kişinin “duyarlı beslemeye” önem vermesi gerekmektedir. Duyarlı beslenme demek bebeğe güvenli ve konforlu pozisyon sağlamak demektir, bebeğin açlık-tokluk ipuçlarına yanıtlılık demektir, bebeğe pozitif sözel teşvik vermek demektir, bebeğin sevdiği kişi tarafından beslenmesi demektir, bebeği acele etmeden sakin bir biçimde beslemek demektir, uykulu ve susuzken beslememek demektir. Sağlıklı çocuklar, mutlu yarınlar için yeterli ve dengeli beslenmenin temellerini doğru ve güvenilir ellerde hep birlikte atmalıyız.

Devamı

Rahim Ağzı Kanseri Ve Kanserden Korunmak İçin Aşılanma

Rahim ağzı kanseri (serviks kanseri), tüm dünyada 15-45 yaş arası kadınlarda meme kanserinin ardından en yaygın görülen ikinci kanser türüdür. Dünyada yaklaşık olarak her yıl 500 bin kadın bu kansere yakalanmakta ve bunların yarıdan fazlası hayatını kaybetmektedir. Rahim ağzı kanseri vakalarının çoğunluğu bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Önemli bir diğer nokta da rahim ağzı kanseri diğer kanser çeşitleri gibi kalıtsal geçişli değildir. Her kadında görülebilir. Human papilloma virüs dediğimiz HPV virüsü bu kanserde ana rolü oynayan etkendir. HPV virüsü sadece insanlarda hastalık yapar. Gebelikte bu virüsü taşıyan anne, doğum sırasında da bebeğine bulaştırabilir. Genellikle cinsel ilişki ile bulaşan bu virüs, temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Tüm dünyada bu virüse bağlı hastalıklar çok sık görülmektedir. Bazı kişilerin bünyelerinde HPV yıllarca sessiz olarak bekleyebilir ve kişinin sigara içmesi, meyve ve sebzeden fakir beslenmesinin olması, bağışıklık sisteminin zayıflaması durumunda, yaşının ileri olması gibi durumlarda bu virüs hastalık yapabilir. Bunlar içinde en önemlisi de rahim ağzı kanseridir. Rahim ağzı kanseri ilerleyici bir seyir gösterir ve hızla diğer vücut bölgelerine yayılarak ölüme neden olur. 40 yaşlarından itibaren kanser daha sık görülmektedir. Cinsel olarak aktif dönemde HPV daha sık görüldüğü için kız çocuklarımıza dokuz yaşından itibaren bu hastalıktan korumak için aşılama yapılmalıdır. Bu aşılar kız çocuklarında kanser öncüsü olan durumların tamamına yakınından, kanser vakalarının da tamamından koruyuculuk sağlamaktadır. Bu nedenle biz çocuk hekimleri olarak bu aşılara ayrı bir önem vermekteyiz. Türkiye’de rutin taramalarda smear uygulaması düzenli yapılmadığı için rahim ağzı kanserini erken aşamada saptamak genellikle mümkün olmamaktadır. Çoğu kişide ileri safhada saptandığı için de ölüm sık görülmektedir. Aşılamada ki amacımız bu virüsle karşılaşmadan çocuklarımızı koruyabilmek ve bu virüsün oluşturabileceği risklerden korumaktır. Aşılama yapıldıktan sonraki koruyuculuk virüsle bulaş sonrası gelişen koruyuculuğa göre 100 kata yakın daha fazladır. En yüksek aşılamaya bağlı koruyuculuk ta 9-15 yaş arasında olunan aşılama ile gerçekleşmektedir. Günümüzde uygulanan rahim ağzı kanseri aşıları kansere neden olan HPV tiplerine karşı %100 koruyucudur. Bu nedenle henüz HPV ile karşılaşmamış olan kız çocuklarımızı ve toplum sağlığı açısından da kadınlarımızı rahim ağzı kanseri aşısı ile aşılamak için lütfen hekiminize danışınız. Sağlıklı günler diliyorum. Sevgilerimle.

Devamı

Çocuklarda Vitamin Ve Mineral Desteği

Çocuklarda vitamin ve mineral desteği çoğu hekim tarafından önerilmektedir. Büyüme gelişmesi geri olan, süreğen bir hastalığa sahip olan, ekonomik düzeyi geri olup beslenmesi yetersiz olan, beslenmesinde kısıtlılık olan çocuklarda destek tedavi olarak vitamin ve mineraller kullanılmalıdır. Özellikle ilk altı yaş grubunda bazı çocuklarda yoğun şekilde iştahsızlık ve gıda seçme, gıda reddi görülebilmektedir. Özellikle bu dönemde çocuklara vitamin ve mineral desteği gerekebilmektedir. Her hasta ayrı olarak değerlendirilmelidir. Çocuğun gelişimi, büyümesi, nörolojik izlemi bu takviyeleri doğru bir şekilde yapmak için önemli göstergelerdir. Belirgin beslenme problemi olan çocuklarda bağışıklık sistemi de zayıflayabileceği için enfeksiyon hastalıkları daha sık görülebilmektedir. Tekrar enfeksiyonlar, orta kulak iltihabı, ishaller, üst solunum yolu enfeksiyonları, zatürre ve bronşitler daha sık görülebilmektedir. Hem yeterli beslenmeme hem de sık hastalanma kısır bir döngü ile çocukların büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu çocuklara doğru zamanda ve doğru dozda vitamin ve mineral desteği yapılmalıdır. Vitamin ve minerallerin sağlıkta kullanımı eski Mısır’a dayanmaktadır. Eski Mısır’da gece körlüğünde A vitamini kullanımı bilinmektedir. A vitamini büyüme döneminde çok önemlidir. Karaciğerde, yumurta sarısında ve süt ürünlerinde bol miktarda bulunmakta olup çocuklarımızın diyetinde yeri çok önemlidir. Ülkemizdeki çocuklarda A vitamini eksikliği çok nadir görülmektedir. Diğer bir önemli vitamin D vitaminidir. Bu vitamin çocuklarımızda kemik ve diş sağlığı için, kalp damar sistemi için çok önemlidir. Özellikle hamsi, sardalya, somon, ton balığı gibi yağlı balıklar, yumurta sarısı D vitamini yönünden çok zengindir. Yeterli güneş görmek çocuklarda D vitamini sentezi için çok önemlidir. Özellikle emziren annelerimizde de D vitamini düzeylerinin yeterli olması hem kendileri için hem de bebeklerinin sağlığı için çok önemlidir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ilk bir yaşta D vitamini kullanımını rutin olarak önermektedir. Aslında ilk iki yıl kullanılması yurt dışı bilimsel verilerde bahsedilmektedir. Biz de kliniğimizde birinci doğum günü sonrası D vitamini düzeyini mutlaka kan tetkiki ile değerlendirmekteyiz. Büyüyen bir organizma olan çocuk bünyesi demir, kalsiyum ve çinko desteği açısından da doyurulmalıdır. Demir desteği ülkemizde rutin olarak bebeklerimize uygulanmaktadır. Belli zaman aralıklarında da demir eksikliği açısından hekim önerisi ile kan tetkiki yapılabilmektedir. Kalsiyum kemik sağlığı için çok önemlidir. En önemli kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir. Çocuklarımızın kemik sağlığı için süt ve süt ürünlerini tüketirken aynı zamanda düzenli spor da yapmaları gerekmektedir. Günümüzde çok fazla hareketli bir yaşam sürmemekteyiz. Bu da kemik sağlığımız için olumsuz etkilere neden olmaktadır. Dengeli beslenme yanında çocuklarımıza bisiklet binme, yüzme, yürüyüş yapma, mahallemizde ya da bahçede-parkta top oynama, ip atlama gibi oyunları mutlaka özendirmeliyiz. Sağlıklı beslenme ile vitamin ve mineralleri yeterli miktarda alırız. Et ve et ürünleri, tahıllar, süt ve süt ürünleri, meyveler ve sebzeler gibi temel besin öğelerinin dengeli ve düzenli alınmasını çocuklarımızda alışkanlık haline getirmeliyiz. Dolayısıyla sağlıklı, dengeli beslenen ve sağlam çocuk takiplerini düzenli yaptıran çocuklara çoklu vitamin ve mineral desteğine gerek yoktur. Her çocuk ayrı değerlendirilmeli, birbiri ile kıyas edilmemeli ve hekim önerisi ile vitamin ya da mineral desteği başlanmalıdır.

Devamı

Hırçın Çocuk

Çocuklar doğumdan itibaren sürekli kendini geliştiren biyolojik varlıklardır. Bu gelişimin her döneminde vücutta gerçekleşen gelişmeleri psikolojik gelişimler de takip eder. Kilo alan, boyu uzayan, baş çevresi büyüyen bebek ve çocukta dolaylı olarak beyin ve sinir sistemi gelişimi de gerçekleşir. Çocuğun ruh dünyasının gelişimi de bunu takip eder. Her çocuk ayrı bir bireydir. Ayrı kişilik özellikleri vardır. Bunu genetik özellikler, çevresel uyaranlar, anne ve baba eğitimi, ebeveynlerin çocukla olan sözel iletişimi, çevreden etkilenme şiddeti ve biçimleri gibi birçok faktör etkilemektedir. Benim her zaman söylediğim bir gerçek vardır. Kardeşler bile hiçbir zaman birbirine benzemez; hatta ikiz kardeşler bile. Bu nedenle kişilik gelişimi bireye özgüdür. Bu nedenle hiçbir çocuk birbiri ile kıyaslanmamalıdır. Bir çocuk gerçekten hırçın mı? Bu tanımı nasıl yapmak gerek. Çünkü hepimizin olduğu gibi çocuklarımızın da kişilik özellikleri ve huyları vardır. Hepimiz günlük yaşantımızda mülayim huylu, sessiz-sakin çocuk, hareketli çocuk, aksi çocuk gibi tabirler kullanırız. Kimi çocuk kendini tam ifade edemez ve sessiz kalmayı, bir kenara çekilmeyi tercih ederken başka bir çocuk etrafa ve kendine zarar verebilecek boyutta saldırgan olabilir ya da hırçınlaşabilir. Çocuklarımızda kişilik gelişimi genellikle ilk doğum gününden itibaren oluşmaya başlar. Ebeveynler olarak doğumdan itibaren çocuklarımızla “sevgi dolu iletişim” kurmalıyız. Sevgisiz büyüyen, sevgiyi tam olarak içine sindirmeyen çocuklar ileride kişilik sorunları, iletişim problemleri yaşar. Kendini tam olarak ifade edemezler. Çözüm üretemeyen, mutsuz kişiliğe sahip bireyler olurlar. Çocuklarda hırçınlık ikili üçlü yaşlarda zirve yapar. Bu denemdeki hırçınlık normal bir süreçtir. Çünkü çocukta benlik duygusu gelişmeye başlar. Her şeyi ben bilirim der, hayatın merkezinde sadece kendinin olduğunu düşünür. Aileler çok endişe eder. İnatçı, hırçın, aksi, devamlı bağıran bir çocukla karşı karşıya olan anne ve baba nasıl davranacağını bilemez. Çok endişe eder. Böyle anlarda çocukla inatlaşmak işe yaramaz, aksine işleri daha da zora sokar. Sakin bir ses tonu ile onunla konuşmak, bazen ortamdan biraz uzaklaşmak ve çocuğu tek başına kısa süreli yalnız bırakmak işe yarayabilir. Onun ilgisini farklı bir yöne çekmek çoğu zaman bizim için kurtarıcı olmaktadır. Anne ve babalara her zaman önerim bu dönemin geçici ve doğal bir süreç olduğunu bilmeleridir. Çocuklar kendini yeteri kadar ifade edemediği zamanlarda da hırçınlaşır, inatlaşır. Bu durum çocuklar için kendini anlatma şeklidir. Aile içinde yeterli iletişim yoksa, çocuğu ebeveynler yeterince dinlemiyorsa çocuklarımız hırçınlaşabilmektedir. Aile içinde bu karakterde bir kişi varsa çocuk onu rol model alabilir. Bazen de genetik olarak yatkın çocuk bu rol model nedeniyle çözümü zor bir kişiliğe bürünebilir. Ailenin çocuğu yeterince dinlememesi, onu birey yerine koymaması, ona güvenmediğini hissettirmesi de hırçın çocuklara neden olmaktadır. Çocuklarımızın okul başarısı düştüğünde, beslenme istekleri azaldığında ya da hastalık dönemlerinde de hırçınlıklar olabilmektedir. Hırçınlık kendini ifade etme şeklidir. Bu nedenle ona saygı göstermek gerek. Dinlemek, kendini ifade etmesine izin vermek gerek. Ders başarısı düşükse nedenlerini karşılıklı konuşmak ve çözüme ulaştırmak gerekir. Besinleri sevdiği şekilde sunmak, hazır gıdaları tüketmemeleri için yapıcı uyarıda bulunmak gerekir. Hastalık dönemlerinde de huy değişiklikleri çok sık görülebilmektedir. Bu durum geçicidir. Unutmayınız ki her çocuk özeldir, özen ister. Onlara saygı duyun, birey olduğunu hissettirin, sevgi gösterin. Onlarla konuşun. Çıkmazda olduğunuzu düşünüyorsanız hekiminizden destek alınız. Sevgiyle kalın.

Devamı

Çocuklukta Aşılama

Sevgili anneler ve babalar; son dönemde yazılı ve görsel basında sıkça gözlenen aşı karşıtlığı ile ilgili olarak sizlerle dertleşmek, bilimsel gerçekleri paylaşmak istedim ve aşılamanın ne kadar önemli olduğunu sizlere vurgulama ihtiyacı hissettim. Dünyada insanlığın varoluşu boyunca kızamık, veba, çiçek hastalığı, verem gibi aşı ile korunabilinen hastalıklardan milyonlarca ölümlerin olduğu bir gerçektir. Yakın tarihimize kadar bulaşıcı hastalıklardan korunmada ve bu hastalıkların önlenmesinde antibiyotikler ve aşılar bir çığır açmıştır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve beraberinde aşıların uygulanması ile birçok bulaşıcı hastalık engellenmiştir. Bunun sonucunda hastalıklara bağlı kalıcı problemler ve ölümlerin önüne geçilmiştir. Günümüzde tıp biliminin gelişmesine rağmen bulaşıcı hastalıklar insanoğlunu tehdit etmektedir. Aşılar sayesinde günümüzde çiçek hastalığı, çocuk felci hastalığı ortadan kalkmış olup çok ciddi menenjit yapan bazı mikroorganizmaların hastalık yapma sayısında da ciddi oranda azalmalar gözlenmiştir. Bu kadar olumlu etkisine rağmen aşılar, gereken değeri halen görememektedir. Bunun nedenleri arasında aşıların ekonomik boyutu, ailelerin basında çıkan aşı yan etkileri adı altındaki haberlere itibar etmeleri ve sağlık çalışanlarının yaklaşımı yer almaktadır. Aşılama ile topluma ciddi yarar sağlanmaktadır. En önemli etki hastalıklara bağlı ölüm ve hastalığın önlenmesi olsa gerek. Toplumdaki sosyal etkileri aşıların bir diğer olumlu etkisidir. On sekizinci yüzyılda Avrupa’da aşılamanın başlaması ile ölümler azalmış ve nüfus sayısı belirgin oranda artmıştır. Bireylerin yaşam kaliteleri de artmıştır. Bunun en iyi örneklerinden biri grip aşısıdır. Çocuklarda “Grip Aşı”lamasının yapılması ile orta kulak iltihabının oluşması %30-%40 oranında engellenmiştir. Özellikle kronik hastalığı olan çocuklarımıza (astım, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı), okul çağı çocuklarımız ve özellikle küçük yaş grubunda kardeşi olan okul dönemi çocuklarımıza mutlaka grip aşıları yapılmalıdır. Bu aşılar grip virüsü kendini her yıl değiştirdiği için yıllık tekrarlanmalıdır. “Kızamık Aşılaması” ile bu hastalığın seyrinde görülen zatürre, ishal, gelişme gerilikleri önlenmiştir. “Hepatit B Aşılaması” ile karaciğer kanserinin sayısı ciddi oranda azalmıştır. Özellikle bayanlarda önemli bir kanser çeşidi olan ve tespit edildiği an diğer organlara yayılmış olduğu için ileri safhalarda saptanan rahim ağzı kanserinin de aşılaması önem arz etmektedir. “Rahim ağzı Kanseri” aşıları ile bu kanser çeşidinde koruyuculuk çok yüksek oranlardadır. Bu aşılar ergenlik dönemi öncesi ve ergenlikte uygulandığında koruyuculuk oranları daha da artmaktadır. Bu aşı sadece rahim ağzı kanserinden kızlarımızı korumakla kalmaz; aynı zamanda erkek çocuklarımıza da yapıldığında penis kanserinden koruyuculuk sağlamaktadır. Seyahat güvenliği için de aşılar gereklidir. Bazı enfeksiyon hastalıkları için riskli bölgelere seyahat edenler aşılanarak hem kendilerini korumakta hem de bu etkenleri kendi ülkelerine taşımalarına engel olunmaktadır.. En çarpıcı örnek hacı adaylarımıza yapılan ölümcül bir menenjit nedeni olan “Meningokok Hastalığı” aşılaması gibi. Bu aşılama ile menenjit hastalığı önlenebilir ve bu hastalığa bağlı gelişen ölüm, sağırlık, zeka özürlülüğü, görme kaybı ve havale geçirme gibi durumlarla karşılaşılmamış olur. Aynı zamanda çocuklarda ölümcül olan bu hastalık sıklığı azaltılmış olur. Çocuklukta ağır geçirilen ve vücutta su kaybı ile ölüme neden olabilen “Rota virüs İshali” için de aşılama mevcut olup mutlaka çocuklarımıza yaptırılmalıdır. Sevgili anneler, babalar; sağlığı geliştirecek uygulamalar ve aşılama programları sayesinde sağlıklı bir nesil yetişmesi temel hedefimizdir. Her türlü aşılama ile ilgili ve aşıların etkileri, yan etkileri ile ilgili olarak alanında uzman olan hekiminizden bilgi alınız. Aşılama alanında uzman olmayan kişilerin açıklamalarına itibar etmeyiniz. Unutmayınız ki her çocuk özeldir, özen ister. Sağlıklı olmaları da onların yasal bir hakkıdır. Sağlıklı bir gelecek yetiştirmek temennisiyle. Sevgilerimle.

Devamı

Çocuk İstismarı Ve İhmali

Tüm dünyada ve ülkemizde çocuklarımızın istismar ve ihmal edilmesine çok sık rastlamaktayız. İstismar ve ihmaller özellikle ebeveynler ve birinci derece akrabalar tarafından yapılmaktadır. Bizim gibi ataerkil, içine kapalı toplumlarda bu duruma daha sık rastlanmaktadır. İstismar, çocukların sağlık, büyüme ve gelişmelerinin olumsuz etkilenmesine neden olan her türlü fiziksel, duygusal ve cinsel davranışlara maruz kalmasıdır. İhmal ise beslenme, sağlık, barınma, giyim, eğitim ve duygusal gelişim gibi gereksinimlerin karşılanmamasıdır. Çocukların tekmelenmesi, ısırılması, kaynar su ile haşlanması, sarsılması, üzerinde sigara söndürülmesi, ruh sağlığını bozacak şekilde suçlanması, aşağılanması, tehdit edilmesi, örselenmesi, bir erişkin tarafından cinsel doyum amaçlı kullanılması istismar örneklerinden bazılarıdır. Çocukların beslenme ihtiyacının karşılanmaması, barınma koşullarının uygun olmaması, güvenli çevre koşullarının sağlanmaması, yeterli sevgi gösterilmemesi, çocuğa ilgi gösterilmemesi, sağlık bakımının ve aşılarının yaptırılmaması, eğitiminin aksatılması da çocuk ihmallerini oluşturmaktadır. Çocuk istismarı çoğunlukla bilinçli yapılmakta olup ihmaller bazen istemeden de uygulanabilmektedir. Aileler iş yoğunlukları nedeniyle çocukların eğitim hayatı ve başarılarını göz ardı edebilmektedir. Ebeveynleri kısa süreli gören çocuklar anne ya da babaları ile eğlenceli vakit geçirmek istemekte; fakat ebeveynler ya hep yoğun olmakta ya da çok yorgun olmakta ve çocuklarının isteklerine yanıtsız kalmaktadır. Bu da istemeden çocuk ihmallerine neden olmaktadır. Çocuklarımızın istismara ve ihmale uğramasının birçok nedeni vardır. Ebeveynlerin psikolojik sağlıklarının yerinde olmaması, madde bağımlısı olmaları, küçük yaşta çocuk sahibi olmaları, işsizlik ve ekonomik sıkıntı içinde olmaları ve çocuktaki fiziksel ya da zihinsel engel olması çocukların istismara ve ihmale uğramalarının nedenlerinden yalnızca birkaçıdır. Ülkemizde çocuk istismarı ve ihmali bilinenden çok daha fazladır. Çocuğun sağlığını, bedensel ve zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Her hastalıkta olduğu gibi istismar ve ihmal olgularında da erken tanı ve uygun tedavi çok önemlidir. Bunun için hekimlerin öncelikle bu tür vakalardan şüphelenmesi gerekmekte ve adli bildirimleri zamanında yapması gerekmektedir. Olumsuz süreci yaşayan çocuk yanında bu işi yapan erişkin de cezalandırılma dışında mutlaka tedavi edilmelidir. İstismar ve ihmale uğramış çocuklar Emniyet müdürlükleri çocuk şubelere, Aile ve politikalar bakanlığına, kolluk kuvvetlerine mutlaka bildirilmelidir. Unutmayınız ki sağlıklı çocuklar, mutlu yarınlar için çocuklarımızın ruh sağlığı da çok önemlidir. Esenlikler dilerim. Sevgiyle kalın.

Devamı

Sağlam Çocuk Takibi Ve Tarama Testleri

Sağlam çocuk herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı çocuk demektir. Zaten çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının ilk görevi adından da anlaşılacağı üzere çocukların sağlığını korumak, sonra hastalık gelişirse tedavi etmektedir. Toplumumuzda sağlıklı çocuk takibinin bilinci yeterli düzeye değildir. Çocuklarımız hasta olmadan, sağlıklı olduğu dönemde hekim kontrollerine mutlaka belli aralıklarla götürülmelidir. Bu kontrollerde hekiminizin uygun gördüğü belli taramalar da yapılmaktadır. Taramalar koruyucu sağlık hizmetlerinin çok önemli bir parçasıdır. Ülkemizde de sağlık politikalarının önemli bir ağırlığını oluşturmaktadır. Tarama demek herhangi bir hastalığın olup olmadığını tespit etmek değil; belirli bir hastalığı tespit etmek için yapılan araştırmadır. Bu testler kişiyi herhangi bir hastalık olabileceği konusunda uyarmaktadır. Kesin hastalık tanısı koydurmamaktadır. Kesin tanı için ileri yöntemlere başvurulmaktadır. Çocuklardaki taramalar sadece laboratuar yöntemleri ile yapılmamaktadır. Hekimin önerdiği zaman dilimlerinde çocuğun sağlıklı iken takip edilmesi, büyüme ve gelişme açısından izlemi bu taramalardan biridir. Bu nedenle çocuklarımız hasta olmadığı zamanlarda da belli aralıklarla hekime götürülmelidir. Bu zaman dilimini çocuk hekiminizle planlayabilirsiniz. Çocukluk dönemindeki taramalar aslında henüz bebek doğmadan başlanmaktadır. Gebelikte annenin düzenli takibi ile bebekte gelişen ya da gelişebilecek problemler önceden saptanabilir. Erken tanı her zaman çok önemlidir. Bir problem ne kadar erken saptanırsa tedavi ve izlem süreci de o kadar sağlıklı olur. Annenin gebelikte sağlıklı ve dengeli beslenmesi, aşılarını mutlaka yaptırması, gerekli kan testlerinin zamanında olması ile bebekte olabilecek problemlerin önüne geçilebilir. Bebekler doğduktan sonra sarılık, işitme, görme, kalça çıkığı ve bazı zeka geriliği ile giden hastalıklarla ilgili olarak taranmaktadır. Hekim gerekli gördüğünde de çocuğun ailesinde yer alan diğer hastalıklar açısından (yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri gibi) taramalar yapabilmektedir. Belli bir zaman aralığında kansızlık taramasının yapılması, diş sağlığı açısından tarama yapılması da diğer önemli noktalardandır. Sağlıklı çocuk takibinde bir diğer önemli nokta da aşılardır. Aşıların zamanında ve kesintisiz uygulanması hem bebeğin ve çocuğun hem de toplumun sağlığı açısından tartışılmaz yararları vardır. Ülkemizde rutin aşı şemasında yer almayan grip aşısının, meningokok hastalığı denilen ölümcül bir menenjit mikrobuna etkili olan aşının, rotavirüs aşısı denilen ishal aşısının ve rahim ağzı kanseri aşısının da mutlaka yapılmasını önermekteyiz. Aşı ile korunulabilen hastalıklar hem aşılanan bireyin hem de toplumdaki diğer bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmesi için çok önemlidir. Bu aşılarla ilgili olarak mutlaka çocuk hekiminizden bilgi alınız. Çocuklarımızın sağlıklı olması demek mutlu yarınlarımızın olması demektir. Esenlikler dilerim.

Devamı

Çocuk Ve Oyun Çocuğu Dönemi

Çocuklar gelişime açık, alıcıları yüksek, sınırlarınızı zorlayan, hem bedenen hem de zihinsel olarak çok hızlı gelişim evrelerinden geçen biyolojik varlıklardır. Çocuklarımızın her gelişim dönemi kendi içerisinde farklılıklar göstermektedir. Bebeklik dönemi kendine özgü gelişim basamakları içerirken çocukluk ve oyun çocuğu dönemi dediğimiz üç ile altı yaş arasını içeren okul öncesi dönem de kendine has gelişim basamaklarını içermektedir. Bu dönemde oyun çocuğuna ait normalleri bilmek ebeveynlerin çocuk bakımı ve izleminde daha bilinçli olmasını ve daha rahat şekilde davranmalarını sağlar. Oyun çocukluğu döneminde çok aktif bir organizma ile karşı karşıyayızdır. Bu organizma tüm çevresel uyaranlara karşı tam olarak açıktır. Benim bu dönemde ebeveynlere hep tavsiye ettiğim öneriler vardır. Bunlar arasında şunlar yer almaktadır: çocukla devam olarak konuşmak, onu bir birey olarak görmek ve onun bedenine saygı duymak, “hayır” dediğimiz de bunun neden hayır olduğunu gerekçeleri ile ona anlatmak, onun isteklerine saygı duymak, özellikle bu dönemde yemek seçimi ve yeme reddi ile ilgili konularda çocuklarımızı zorlamamak çok önemlidir. Yaşamımızda en temel becerilerin kanıldığı dönem oyun çocukluğu dönemidir. Oyun oynamaya başlayan çocuk bedenini de usta bir şekilde kullanmaya başlar. Çeşitli hayaller kurarak oyun oluşturan çocukta böylece özgüven duygusu gelişmeye başlar, kendini oyun sırasında ifade etmeyi öğrenir. Oyun dönemindeki çocuk oyunları sayesinde sosyalleşmeyi de öğrenir. Oyun ve oyuncaklar çocuklarımız için en temel sosyalleşme anları ve aracılarıdır. Hele bir de çocuk kreş ortamına başladıysa artık aile ortamından başka bir ortama geçiş yaptığı için ikili ilişkileri öğrenmeye başlamakta, paylaşmayı öğrenmekte, yemek yeme, üst baş değiştirme becerileri kazanmaktadır. Bu becerileri gelişen çocukta bu dönemde vücut büyümesi bebeklik dönemine göre daha az olmaktadır. Bu şu açıdan önemli olmaktadır. Özellikle anneler ve büyükanneler bu yaş döneminde çocuklarımızı büyümüyor, kilo almıyor diye yemek konusunda zorlamamalıdırlar. Çocukluk ve oyun çocukluğu döneminde aşırı hareketlilik çocuğun doğalında olan bir durumdur. Kasları gelişen çocuk çevreyi tanımak için aşırı ilgili, alıcı, keşfedici ruha sahiptir. Bu nedenle “sınırları bizim koymamız şartı ile” çevreyi keşfetmesine izin vermeliyiz. “Sınırlarımız” çok önemlidir. Yani kurallarımız, doğrularımız. Çünkü bir çocuğa sınır koymazsak dalgalı bir denizde ki boş bir tekne gibi çocuklarımız da sağa sola savrulur. Sınır koyarken anne ve baba net olmalıdır, ağız birliği içinde olmalıdır. Kural koymanın ve uygulamanın temelinde bu yatmaktadır. Hem özgüven kazanmasında hem sosyalleşmede hem ikili ilişkilerde hem de kişilik kazanımında sınır koymak çok önemlidir. Bu dönem aynı zamanda cinsiyetin fark edildiği bir dönemdir. Çocuk kendi cinsi ile aynı olan ebeveynini taklit eder. Cinsiyet ile alakalı sorular sormaya başlar. Bu sorulara engel olmak, ayıp diyerek bastırmak çocukta suçluluk duygusu gelişimine neden olur. Bu nedenle makul cevaplar ile soruları uygun şekilde cevaplamalıyız. Oyun çocukluğu döneminin vazgeçilmezidir oyuncaklar. Oyuncaklar etkinlikler yapılarak daha etkin bir şekilde kullanılır. Oyuncakların yaşlara göre doğru seçimi ve uygun kullanımı ile çocuğun düş dünyası gelişir. Oyunlar ve oyuncaklar çocuğun olgulaşmasında büyük yere sahiptir. Özellikle bu dönemde ben merkezcil olan, her şeyi ben bilirim diyen çocukta inatçılık çok fazla görülür. Bu nedenle inatçı olan çocuğun üzerine gitmek işleri daha da çözülmez noktaya sokar. Oyun çocuğu döneminde inatçılık daha çok yemek yeme sorunları, yemek seçimi, yemek reddi, uyku düzeni ya da yabancı bir ortamda bir şeyi isteme şeklinde görülmektedir. İnat eden çocuğu dinlemek elbette önemlidir. Onu dinlemek onun benliğine saygı duyduğumuzu göstermek demektir. Buna rağmen inada devam eden çocuğun dikkati başka yöne çekilmeli ve bu davranışa sebep olan ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Bu inatçılık dönemi halk arasında iki yaş sendromu olarak ta bilinmektedir. Zorlu bir süreçtir. Çoğu zaman ebeveynleri çaresiz bıraktıran bir dönemdir. Bunun geçici doğal bir süreç olduğunu aklımızdan çıkarmazsak bu zorlu dönem daha az travmatik atlatılabilir. Oyun çocukluğu dönemi olan üç-altı yaş arası sonrası okul dönemi ve ergenlik dönemi gelmektedir. Bunlarında kendi içerisinde olağan seyri bulunmaktadır. Keyifli günler diliyorum.

Devamı

Bebeğim Ve Ben

Uzun süren hamilelik dönemi sonrası büyük heyecanla beklediğimiz an geldi. Doğum anı. Ve bebeğimiz doğdu. Bu andan itibaren anne olarak hem duygusal anlamda hem de bedenen bizi önemli sorumluluklar beklemektedir. Bunların başında ve hekim olarak bence en önemlisi bebeğimize anne sütü vermek olmalıdır. Anne olarak bebeği sütten mahrum bırakmak ona yapılan en büyük haksızlıktır. Emzirme döneminde anneler birçok kaygı yaşamaktadır. Sütüm yetecek mi, bebeğimi yeterince emzirebilecek miyim gibi sorular bu kaygıların başını çekmektedir. Annelerimiz bu dönemde profesyonel desteğe de ihtiyaç duyabilmektedir. İşte biz çocuk hekimleri ve çocuk hemşireleri olarak böyle zamanlarda annelere destek olmalıyız. Çocuk hekimi olarak aynı zamanda bebeğin özbakımı, bebeğin dönemsel olarak gelişim basamakları hakkında da sağlıklı çocuk takibinde gerekli bilgileri annelerimizle paylaşmaktayız. Bebeklik dönemi dediğimiz ilk iki yaş çocukların en hızlı büyüyüp geliştikleri dönemdir. Hem bedenen hem de zeka anlamında doğru yaklaşımlar ileri yıllarda ki gelişime etki edecektir. Çocuğun her yönden sağlıklı büyüyebilmesi, bu ilk yıllarda gösterilecek özene bağlıdır. Dolayısıyla sağlıklı çocuklar, mutlu yarınlar için gereklidir. Bebeklik döneminde vücut büyümesi çok hızlıdır. Bebeklerimizin kasları, kemikleri hızla büyümektedir. Sinir sisteminin de hızlı gelişimi ile bazı fonksiyonlar da fizyolojik olarak gelişmektedir. İkinci aydan itibaren net görmeye başlayan bebekte sırasıyla başını tutma, oturma, emekleme, sıralama, yürüme, konuşma gibi beceriler oluşmaya başlar. Yürüme ile anneden bağımsız bir birey olmaya başlayan bebek iki yaşında usta bir yürüyüşe sahip olur. Bebek, dünyaya gelir gelmez zihinsel ve ruhsal olarak da gelişmeye başlar. Bu dönemde alıcıdır. Çevresindeki her şeyi gözlemler, algılar, not eder, hafızasına alır. Zeka ve zihin gelişimi için bunlar çok önemlidir. Aynı zamanda zamanı gelince de bu bilgileri kullanmaya başlar. Burada aklıma gelmişken özellikle televizyon, tablet, cep telefonuna değinmek istiyorum. İlk iki yaşta bu tür cihazlarla bebeğin tanışması uygun değildir. Soyut kavramlar taşıyan bu cihazların bebeklerde zihin gelişimi, bellek ve zeka üzerine olumsuz etkileri vardır. Bebeklik döneminde annelerimiz ona bir birey olarak davranmalı ve her şeyi anlatmalıdır. Onunla sürekli konuşmalı, onu okşamalı, kucağına almalı, sevgi göstermeli, ortak zaman geçirmelidir. Bebeğinin özgüveninin gelişimi, mutlu olması, sosyalleşmesi, ileri yaşantısındaki insan ilişkilerinin sağlıklı gelişimi bebeklik dönemindeki anne-bebek arasındaki güçlü bağa bağlıdır. Toplumumuzda yetişkin dönemde ortaya çıkan birçok normal olmayan davranışın temelinde bebeklik döneminde ki yeterli anne sevgisinin olmayışı, bebek-anne iletişiminin zayıf kalması, bebeğin manevi doygunluğunun yeterince olmaması yatmaktadır. Bebek, bu dönemde yetişkinlerden ne kadar olumlu duyumlar alır ve zengin uyaranlarla karşılaşırsa çevresiyle de o ölçüde olumlu ilişkiler kurabilir, sağlıklı bir gelişim gösterebilir. Zengin uyaranlar çok önemlidir. Bir bebek bebeklik döneminde ne kadar fazla çevresel uyaran alırsa nörolojik açıdan o kadar fazla olumlu gelişim sergiler. Annelerimizin çocuk hekiminden sağlıklı çocuk takibinde bunlarla ilgili olarak ayrıntılı bilgi alabilirler. Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle. Esen kalın.

Devamı

Grip Ve Grip Aşısı

Çocukluk döneminde üst solunum yolu enfeksiyonları içinde yer alan soğuk algınlığı ve grip viral hastalıklar arasında yer almaktadır. Yani antibiyotik kullanımına gerek olmayan hastalıklardır. Soğuk algınlığı ve grip damlacık yolu dediğimiz hasta bireyin öksürük, tıksırık, hapşırma gibi durumlarında virüslerin havaya saçılması ve burada uçuşan toz parçacıklarına tutunarak sağlıklı bireylere bulaşması ile yayılmaktadır. Burada ağız ve burun önüne maske, peçete gibi bir engel konulması, ellerin yıkanması çok önemlidir. Özellikle bakım evleri, kreşler, okullar gibi toplu yaşam alanları hastalıkların yayılımı için önemli yerlerdir. Kreş ve okul çağı çocuklarımıza el yıkamanın önemi anlatılmalıdır. Doğru ve dengeli beslenme, güne kaliteli bir kahvaltı öğünü ile başlamak çok önemlidir. Vücudumuzun dirençli olması bu tarz hastalıklarla savaşmada çok önemlidir. Viral enfeksiyonlar mevsim geçişlerini çok sevmekte ve bu dönemlerde salgın yapmaktadırlar. Özellikle günümüzde küresel ısınma ile dalgalı seyir gösteren mevsimler ve hava sıcaklıkları viral hastalıkların oluşum sıklığını maalesef arttırmıştır. Bulaş çok sık olduğu için tüm toplum açısından önemli bir sorun olmaktadır. Hem okul devamlılığının sekteye uğraması hem de erişkinlerde gün sayısı bakımından iş kaybının fazla olmasına neden olmaktadır. Tedavi ve hasta bakımı anlamında da ülke ekonomisine ciddi bir yük getirmektedir. Bu nedenle viral hastalıklar ve gripten korunmak için bazı yöntemler vardır. Bunların başında kişisel hijyen ve el yıkama gelmektedir. Diğer bir yöntem sağlıklı ve dengeli beslenmektir. Özellikle portakal, mandalina, limon gibi narenciye grubu gıdalar içerdikleri C vitamini oranı ile, yoğurt ve kefir güçlü bir probiyotik ve prebiyotik olması, sarımsak ve adaçayı mikroplarla savaşan doğal askerler olması, balık yoğun omega içeriği ile, ceviz, badem ve fındıkta yoğun E vitamini, çinko, omega içerikleri, nar kırmızı rengi ile doğal ve güçlü antioksidan olması ve mikropları öldürmesi nedeniyle, suyun da grip ile savaşmada çok güçlü bir silah olması nedeniyle bolca tüketilmelidir. Diğer bir yöntem de aşılamadır. Grip aşısı kreş dönemi ve okul çağı çocuklara, şeker hastalığı, astım, alerjik hastalık, bağışıklık yetmezliği, kalp hastalığı, böbrek hastalığı gibi uzun süreli hastalığı olanlara, yaşlılara mutlaka uygulanmalıdır. Aşı altıncı aylıktan itibaren yapılabilmektedir. Uygulama şekli ve uygulama dozu çocukluk döneminde yaşa bağlı olarak değişmektedir. Bunun için çocuk doktorunuzdan mutlaka bilgi alınız. Grip aşısı grip virüsünün genetik yapısını her yıl değiştirmesinden dolayı çocuklarımıza her yıl Ekim ayının ilk haftasından itibaren sonbahar ve kış sezonu boyunca uygulanabilmektedir. Burada özellikle tekrar belirtmek isterim ki, sadece Ekim ayı içerisinde uygulanmamaktadır. Hastalık sezonunun çok olduğu sonbahar ve kış mevsimi boyunca grip aşısı yapılabilir. Aşının ciddi bir yan etkisi yoktur. Hafif bir ateş hali ya da kırgınlık yapabilir. Aşının uygulandığı yerde geçici bir kızarıklık oluşabilir. Grip aşıları hakkında bilinen bazı yanlışlara da değinmek istiyorum. Halk arasında “grip aşısı oldum sonra grip oldum” şeklindeki inanış doğru değildir. Çünkü ülkemizde yapılan aşılar canlı aşılar değildir. Her yıl aşı yaptırmak gereklidir ve yapılacak aşının içeriğine Dünya Sağlık Örgütü karar vermektedir. Aşılar hazırlanırken bilimsel veriler kullanılmakta, komisyon kararları bilim adamları tarafından alınmaktadır. Her yıl aşı olmanın da bir sakıncası yoktur. Grip aşısı yaptırmakla hem kendimizi hem de çevremizdeki kişileri özellikle de çocuklarımızı ve yaşlılarımızı korumuş oluruz. Biz kliniğimizde çocuklarımızın aşılanması konusunda aşırı hassasiyet göstermekteyiz. Özellikle yeni doğum yapmış annelerimize evde kreş ve okul dönemi olan ağabey ve abla varsa, baba öğretmen gibi kalabalık ortamlarda çalışan bir mesleğe sahipse aşılanma konusunda uyarmaktayız. Bebeğin yaşı ne kadar küçük olursa enfeksiyon hastalıkları o kadar ağır geçirilmektedir. Girmekte olduğumuz sonbahar dönemi ve sonrasında kış dönemi damlacık yolu ile bulaşan viral hastalıkların yoğun olduğu dönemlerdir. Bu nedenle korunma ve aşılama konusunda çocuk hekiminizden mutlaka bilgi alınız. Sağlıklı günler dilerim.

Devamı

Çocukluk Astımı

Astım; çocukluk çağında sık görülen, uzun süreli takip ve tedavi gerektiren, ebeveynleri ve hastayı yoran bir hastalıktır. Takibinin iyi yapılması, tedavisinin ehil ellerde düzenlenmesi, hem anne ve babaların hem de astımlı çocuklarımızın hekimleri tarafından yeterince bilgilendirilmeleri ile bu hastalıkla baş etme daha kolay olmaktadır. Astım nefes almada zorluk, nefes alıp verme sırasında ötme sesi şeklinde duyulan hışıltı, öksürük ile karakterize solunum yollarını ilgilendiren bir hastalıktır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de astım çocukluk çağında sık görülmektedir. Her astım hastası çocuk aynı klinik tabloyu sergilemez. Yani her çocukta farklı hastalık seyri görülebilmektedir. Bu nedenle astımlı çocuklar kardeş bile olsa hastalık seyri ve tedavi anlamında kıyaslanmamalıdırlar. Birçok etken bu hastalığın sık görülmesinde rol oynamaktadır. Tabi ki de her öksürük astım değildir. Hastalar hekimleri tarafından ayrıntılı olarak değerlendirilmeli, hastalık öyküsü irdelenmeli ve muayeneleri dikkatlice yapıldıktan sonra bazı laboratuvar yöntemlerini de kullanılarak astım tanısı konulabilmektedir. Anne ve babada astım olup olmaması, bebeklikte olan egzemalar, gıda alerjisi ya da solunum yolu alerjenlerine hassasiyet olması, sigaraya maruz kalınması, genetik olarak yatkın bir ailenin bireyi olmak çocukluk astımı için birer risk faktörüdür. Astım çok etraflıca etmenlere bağlı bir hastalıktır. Tek bir etmen hastalık tanısı için yeterli değildir. Burada hem ailevi özellikler olan genetik yatkınlık hem de çevresel bazı etmenler rol oynamaktadır. Çocukta genetik zeminde bir yatkınlık varsa yani ailde astım ya da alerjik bir hastalık varsa sigara içilen ortam, rutubetli bir ev ortamı, güneş görmeyen bir yaşam alanı ya da evde canlı hayvan beslenmesi gibi bazı çevresel uyaranlarla çocukta astım hastalık tablosu gelişebilmektedir. Astım tanısı almış bir çocuk ya da genetik yatkınlığı olan fakat hastalık tanısı almamış bir çocuk, soğuk algınlığı ya da gribal enfeksiyon geçirdiğinde astım hastalık tablosu gelişebilir. Mevcut hastalık alevlenebilir. Bu nedenle çocuklarımızın hastalanmasını önlemek gerekir. Koruyucu yöntemlerin başında da grip aşısı ile her yıl düzenli olarak aşılanma gelmektedir. Aşılama konusunda mutlaka çocuk hekiminden bilgi alınmalıdır. Çocuğun sağlıklı ve dengeli beslenmesi de vücut direncinin sağlanmasında ve hastalıkları bertaraf etmede çok önemlidir. Beslenme konusunda da hekiminizden bilgi alınız. Astım tanısı almış çocuk hastalık seyri açısından düzenli olarak hekim takibinde olmalıdır. Ailesi mutlaka bilgi sahibi olmalıdır. Özellikle solunum sıkıntısını nasıl tanıyabileceği yönünden bilgi edinmelidir. İlaçları düzenli kullanmak çok önemlidir. İlaçların kullanım şekli, kullanım süresi, varsa yan etkileri, ilacın bırakılma aşamasının nasıl olacağı çocuk-ebeveyn-hekim işbirliği ile doğru bir şekilde planlanmalıdır. Alerjik kökenli bir durum düşünülüyorsa gerekli testler planlanmalı ve sonuçlarına göre tedavi izlemi yeniden gözden geçirilmelidir. Astımlı çocuğun izleminde özellikle sigara içiciliği üzerinde de durmak isterim. Hekimlik yaşantımda bu çocukların ebeveynlerinde sigara içiminin sık olduğunu hep gördüm. Sigara hem içen hem de aynı ortamda bulunan için sayısız zararları vardır. Astımda tedavi ve takipte sigara olumsuz etkileri olan temel nedenlerden biridir. Çocuklarında hastalığın düzelmediğini gören ebeveynler nedense sigara içmeye ısrarla devam etmektedir. Sigaranın evde, balkonda ya da sokakta içilmesinin hiçbir farkı yoktur. Sigara içen anne ya da baba astımlı çocuğunun hastalığının düzelmemesinde temel sorumlu etmenlerdir. Bu nedenle astımlı çocuk ya da erişkin hastalar sigara içilen ortamlara kesinlikle girmemeli, sigara içen kişilerle kesinlikle temas etmemelidirler. Astım beraberinde gıda alerjileri, egzama, bahar nezlesi (saman nezlesi), solunum yolu duyarlılığı yapan alerjiler, ilaç alerjileri gibi hastalıklarla birliktelik gösterebilir. Böyle birlikteliği olan hastalar da düzenli hekim kontrolünde olmalıdır. Sevgiyle kalın.

Devamı

Bebeklik Döneminde Oyun Ve Oyuncaklar

Hızlı büyüyen bir organizmadır bebekler. Çevresel uyaranları doğru ve yeterli ölçüde almalıdır ki sağlıklı bir gelişim sergilesin. Bu nedenledir ki oyunlar ve oyunların aracı olan oyuncaklar bebeklerin yetilerinin doğru ve yeterli kazanılmasında çok önemlidir. Oyun, bebeklerin zihinsel gelişiminin bir aynasıdır. Doğru kurulan oyunlar ve doğru seçilen oyuncaklar bebeklerin zihinsel, bedensel ve duygusal gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır. Bebek, oyun oynarken kendisine güven kazanır, nesneleri kontrol eder, kendini ifade eder. Kendisini ifade etmesinde doğal bir araç olan oyun ve oyuncaklarla oynamak bebeklerin çeşitli duygularını dışa vurmak için bir araçtır. Oyun, çocukların en gerçek uğraşıdır ve ebeveynler olarak bizler bu uğraşı dünyasına müdahale etmemeli, bu alana kısıtlama getirmemeliyiz. Bebeklerin ilk oyuncakları kendi bedenleri ve anneleridir. Zamanla etrafındaki nesneleri fark eden bebek, gelişim sürecine bağlı olarak keşfetmeyi, oynamayı, oyun kurmayı öğrenir ve sosyalleşir. Sosyalleşme aracıdır oyun ve oyuncaklar. Çevresel uyumun sağlanmasında bir anahtardır. Bu nedenle biz ebeveynlere düşen önemli bir görev bebeklerimize deneme-araştırma girişimlerini yapabileceği güvenli ortamlar sağlamaktır. Mutfakta güvenli ortam sağlayıp zarar vermeyecek nesneleri oyuncak olarak kullanmasına izin vermeliyiz. Bu nesnelerle “tekrar oyunları” oynamak isteyen bebeğe karşı sabırla yaklaşmalı ve oyununda ona eşlik etmeliyiz. Oyuncak seçiminde bireyin yaşı öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır. Renkli ses çıkaran çıngıraklar, elle kavranan renkli sünger toplar, büyük parça puzzle uygun oyuncaklardır. Bunların yanında renkli resimler içeren kitapları da mutlaka çocuklarımıza okumalıyız. Çocuklarımızın hayal dünyasına dokunma aracıdır kitaplar. Onların dil gelişiminde önemli rol oynayan, onları sosyalleştiren araçlardır. Oyun, bebeklerin iç dünyalarını anlatmasına fırsat verir; bu nedenle çocukların oyunlarına müdahale etmemeliyiz. Bu durum çocuklarda engellenme hissi yaratır ve ileriki dönemde benlik saygısı gelişimini etkiler. Sevgili ebeveynler cümlemi tamamlarken oyuncak seçiminde sayısal olarak abartıya kaçmamalıyız. Asıl önemli olan yaşına uygun nitelikli oyuncaklarla oyun oynamaktır. Tüm bebeklerimize ve çocuklarımıza hayal gücü sınırlanmadan oynayabilecekleri nitelikli bir oyun çevresi diliyorum. Sevgilerimle.

Devamı

Bebeklerde Burun Tıkanıklığı

Bebeklerde ve çocuklarda burun tıkanması önemli bir sorundur. Burun tıkanması bazen hafif, bazen de hayat kalitesini bozacak kadar ciddi olabilir. Bebeklerde ki burun tıkanması nefes alıp vermede zorluğa, huzursuzluğa, uykuda nefes durmasına, beslenme bozukluğuna neden olabilir. Özellikle yaşamın ilk bir yılında burun tıkanıklığı ve burun içinde şişme çok sık görülmektedir. Bebeğin uykuda nefes alma kalitesini etkiler. Dolaylı olarak huzursuz bir gece geçiren bebek, anne ve babanın da kaliteli bir uyku geçirmesini engeller. Bebeklerdeki zaten normalde de dar olan burun havayolu bazı etmenlerle daha da daralabilir. En sık üst solunum yolu enfeksiyonları bu duruma neden olmaktadır. Çocuklardaki nezle, soğuk algınlığı, gribal durumlar burun tıkanıklığının en sık sebeplerindendir. Özellikle ilk altı ay içinde olan bebeklerde burun delikleri normal anatomik yapı gereği zaten dardır, üzerine bir de enfeksiyon eklendiği zaman daha da artan bu darlık ciddi burun tıkanıklığına neden olmaktadır. Burun tıkanıklığı için belli risk faktörleri vardır. Ailedeki alerji öyküsü diğer sık nedenlerden biridir. Alerjik alt yapısı olan çocuk çeşitli etmenlere maruz kalınca burun tıkanıklığı süreğen hale gelmektedir. Bu etmenlerin başında sigara gelmektedir. Sigara dumanı ve sigara kokusundaki zararlı gazlar bebek ve çocuklar tarafından teneffüs edilince burun tıkanıklığı çok artmaktadır. Evde beslenen evcil hayvanların tüyleri ya da akvaryumdan çıkan nem miktarının fazla olması, evde kullanılan kimyasalların kokusu bebeği etkileyebilmektedir. Hastadaki sinüzit tablosu, geçirilmiş olan burun bölgesi ameliyatı, burun alanına olan travma da burun tıkanıklığı nedenlerinden biridir. Burun tıkanıklığı yapan sık nedenlerden diğeri de hekim kontrolü dışında sürekli kullanılan bazı burun açıcı özelliği olan damla ya da spreylerdir. Bunların kısa süreli kullanımı gerekmektedir. Uzun süreli kullanımda ters etki yaparak burun tıkanıklığını arttırmaktadır. Küçük yaş grubunda bu ilaçlar zaten kullanılmamalıdır. Serum fizyolojik burun damlaları ya da spreyleri rahatlıkla kullanılabilir ve en doğal yöntemdir. Bebek ve çocukların burun hijyeninin sağlanmasında ve burun için nemlendirilmesinde güvenle kullanılabilir. Aynı zamanda mentol içeriği olan bazı ürünler ebeveynler tarafından dikkatli seçilmeli ve hekim tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. Yarar sağlayacağız derken bilmeden ve istemeden bebeğimize zarar verebiliriz. Her konuda çocuk hekiminize danışmadan bebeğinize tedavi düzenlemeyiniz. Sevgiyle kalın. Sağlıklı günler dilerim.

Devamı

Çocuklarda Ateş

Ateş enfeksiyon ve enfeksiyon dışı uyarılarla vücut ısısının artmasıdır. Vücudun savunma mekanizmasıdır. Normal vücut ısısı bireye özgüdür ve gün içinde farklılık gösterir. Sabah saatlerinde en düşük akşam saatlerinde en yüksektir. Vücuttaki ölçüm yeri, ortam ısısı, aşırı giyinik olma, egzersiz, sıcak banyo gibi faktörler vücut ısısını etkiler. Ateş çocuk hekimlerinin çok sık karşılaştığı bir şikayettir. En sık nedeni de viral enfeksiyon hastalıklarıdır. Fakat küçük bebeklerde ciddi bakteriyel enfeksiyonlar da neden olabilir. Bu durum hekim gözetimi ile ayırt edilmelider. Ateş tedavisinde fiziksel soğutma ve ilaçlar kullanılabilir. İlaçlar en hızlı ve ilk tercih aracı olmamalıdır. Çünkü ateş vücutta enfeksiyonlarla mücadele etmede bir savunma mekanizmasıdır. Bu konuda mutlaka aile bilgilendirilmelidir. Ateşli çocukta sıvı alımı çok önemlidir. Ailenin ateş fobisi mutlaka azaltılmalıdır. Ateş düşürücülerin havaleyi önlemediği vurgulanmalıdır. Amacımız çocuğun kendisini iyi hissetmesini sağlamak olmalıdır. Ateş tedavisi bireyseldir. Ateş düşürücüler birlikte ya da dönüşümlü kesinlikle verilmemelider. Ateşli çocuğunuzu mutlaka hekiminizle ayrıntılı olarak konuşunuz.

Devamı

Akut Öksürük

Öksürük, havayollarını sekresyonlardan ya da mevcut bir yabancı cisimden temizleyen önemli bir fizyolojik reflekstir. Birçok hastalığa bağlı olarak görülebilir. Çocuklarda sağlık ocağı başvurularında sık bir nedendir. Toplumda tek başına öksürük şikayeti olan çok çocuk bulunmaktadır. Aileleri de endişelendiren bir bulgudur. Bu nedenle birçok ilaç kullanımına da neden olmaktadır. Çocuklarda öksürüğün olası nedenleri erişkinlerden farklıdır. Akut öksürük üç haftadan kısa süren öksürüktür. Fakat küçük çocuklarda ciddi bir neden olmadan da öksürük dört hafta kadar sürebilmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık öksürük nedenlerinden biridir. Bir çocuk yılda yedi-on arası üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Öksürük nedeniyle gereksiz antibiyotik ve soğuk algınlığı ilaç kullanımına da sık rastlanmaktadır. Aynı zamanda öksürük ciddi bir hastalık bulgusu olabilir. Çocukta öksürükle birlikte nefes almada zorluk, yüksek ateş, genel durum bozukluğu, kusma, ağızdan alımın belirgin azalması, iki-üç haftadan beri ilerleyen bir öksürük olması durumlarında hemen uzman görüşü alınmalıdır. Altta yatan önemli bir hastalık eşlik edebileceği için her öksürük mutlaka değerlendirilmelidir.

Devamı

İştahsız Çocuk

İştahsızlık, bireyin normal açlık sinyallerini algılayamamasıdır. Yemek yemeyi reddeden çocuk hem ebeveyni hem de hekimi zorlayan bir durumdur. Bebek ya da çocuk kendine bakan kişi ile sağlıklı bir ilişki kuramazsa iştahsızlık gelişebilir. Dolayısıyla duygusal ihtiyaçların bakıcı (anne, büyükanneler, bakıcı teyze vs) tarafından karşılanması çok önemlidir. İştahsızlık zamanla büyüme ve gelişmeyi de etkileyebilir. Annenin çocuğun üzerine daha fazla düşmesi, porsiyon miktarını çocuğun degil de kendisinin belirlemesi, çocukla inatlaşması, televizyon ya da tabletler karşısında yemek yedirmeye çalışılması ya da ödül-ceza yöntemlerinin kullanılması zaten iştahsız olan çocuğu daha çok olumsuz etkilemektedir. Çocuğun nöropsikiyatrik gelişim sürecine bağlı olarak da herhangi bir hastalığa bağlı olmadan dönemsel iştahsızlıklar olabilmektedir. Bunları söylemeden önce mutlaka altta yatan bir neden var mı diye değerlendirmek gerekir. Hekim, ebeveyn ve çocuk hep beraber bir ekip olarak bu işin üstesinden gelebilir. Sağlıklı nesiller dileğiyle...

Devamı

İnek Sütü Alerjisi

Tüm dünyada alerjik hastalıkların görülme sıklığı giderek artmaktadır. Besin alerjileri de ülkemizde son 10 yıldır belirgin olarak artmıştır. İnek sütü alerjisi tüm dünyada süt çocuklarında en sık görülen alerjidir. Bulgular arasında hayatı tehdit eden reaksiyonlar olabileceği gibi egzema, kusma, ciltte kabarıklık, kolik, kabızlık gibi hafif bulgular şeklinde de görülebilir. Çocuğun büyümesi ve gelişmesi etkilenebilir. Bu nedenle iyi bir takip önemlidir. Tedavide beslenme içeriği iyi bir şekilde planlanmalıdır. Keçi sütünün tedavide bir üstünlüğü yoktur. Günlük kalsiyum desteği önemlidir. Dolayısıyla inek sütü alerjisi düşünülen çocuklar etkin bir takibe alınmalıdır.

Devamı

Atopik Dermatit

Atopik dermatit genellikle yaşamın ilk bir yılı içinde başlayan ve çoğunlukla allerjik bünyelerde görülen uzun seyirli bir cilt hastalığıdır. Hastalık bulguları çocuğun büyümesi ile çoğunlukla kaybolur. Bu kişilerde besin allerjilerine sık rastlanır. Çocuğun ailesinde allerji olması da bir diğer risk faktörüdür. Bu çocuklarda bronşit, astım, bahar nezlesi görülme sıklığı artmıştır. Ciltte yoğun kaşıntı nedeniyle çocuklar çok huzursuzdur. Emekleme döneminde cilt bulguları tahrişe bağlı olarak daha da artabilir. Aşırı terleme ve cilt kuruluğu şikayetleri alevlendirir. Tedavisı uzun sürelidir. Genel cilt nemliligi sağlanmalı ve doktor kontrolünde gerekli ilaçlar verilip tedavi yapılmalıdır. Düzenli hekim-hasta işbirliği ile bu hastalığın üstesinden gelebiliriz.

Devamı

Meningokok Enfeksiyonu

Meningokok enfeksiyonu hava yolu ile bulaşan ciddi bir hastalıktır. Küçük yaş grubu çocuklarda birçok organın çalışmasını etkilemekte ve bunun sonucunda çoklu organ yetmezliği, tansiyon düşüklüğü, kanda yoğun bakteri bulunması, solunum yetmezliği ile hastalar kaybedilmektedir. Hastalık erken aşamada tanınıp tedaviye başlansa bile yaşamı etkileyen sağlık sorunlarına hatta ölümlere neden olabilmektedir. Günümüzde aşılama ile bu hastalıktan korunmak mümkündür. Kliniğimizde meningokok enfeksiyonunu önlemek için aşılama yapılmaktadır.

Devamı

Anne Sütü

Anne sütü yenidoğanlar için en kıymetli besindir. İlk altı ay boyunca bebeğin büyüme ve gelişmesi için tek başına yeterlidir. Bebeği otit ve ishal gibi enfeksiyon hastalıklarından, yangı ile seyreden barsak hastalıklarından, şeker hastalığından, şişmanlıktan, kanserden korumaktadır. Emzirmek ve anne sütü almak aynı zamanda anne ile bebek arasında ciddi bir duygusal bağ kurulmasını da sağlamaktadır. Muayenehanemde anne sütünün alımı desteklenmekte ve emzirme eğitimi verilmektedir.

Devamı

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları

Üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklarda en sık görülen çocukluk çağı enfeksiyonlarındandır. Genellikle virüsler neden olmaktadır. Özellikle yaş grubu ne kadar küçükse hem hasta için hem de aile için yaşam kalitesini o kadar çok bozmaktadır. Genellikle mevcut şikayetlere yönelik rahatlatıcı tedaviler yeterli olmaktadır. Genel durum bozukluğu, ateşin ısrarla devam etmesi , öksürük vb bulguların giderek artış göstermesi halinde ayrıntılı bir muayene sonrası gerekirse tetkik edilmeli ve tedavisi yapılmalıdır. Hastanın belirgin iştahsızlık ve sıvı gıda alımının yetersiz olması klinik bulguları daha da kötüleştirebilir. Bu nedenle dikkatli muayene ve takip önemlidir.

Devamı